Türk’ün Ateşle İmtihanı

İlkokul yıllarımızda okulumuzun bir video sınıfı vardı. Bu sınıfta özenle korunan bir tv ve o tv’ye bağlı vhs kasetlerini oynatan bir player vardı. O zamanlar en büyük hediyemiz bu sınıfa gitmekti. Eğer bir sınavda başarılı olduysak yada çok uslu durmuşsak, sınıf öğretmenimiz bizi bu sınıfa götürür, o vhs kasetlerinden bir film yada belgeseli özlenle seçer ve bize izlettirirdi. Ne güzel günlermiş…

O zamanlar TRT tarafından çekilen, senaristliğini ve metin yazarlığını “Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı Turgut Özakman’ın yaptığı 6 bölümden oluşan Kurtuluş dizisinin bir kopyası okulumuza gönderilmişti. Hayat Bilgisi dersimizin bir bölümünde, bu video sınıfına gidiyor, ders saati boyunca bu dizinin bir bölümünü izliyorduk. Ders bittiğinde öğretmenimiz kaldığımız yeri not alıyor, haftaya aynı gün aynı saatte kaldığımız yerden devam ediyorduk. Her hafta bu dersin gelmesini iple çekiyorduk. Dizinin ilk bölümleri Yunanların galibiyetleri ile geçiyordu. Her ders sonunda büyük bir hüzünle o sınıftan çıktığımı hatırlıyorum. Taki 5. bölümün sonundaki büyük taarruzun başladığı sahneye kadar. Muammer Sun’un muhteşem İzmir Marşı eşliğinde Kocatepe’den yapılan ilk top atışlarını izlediğimde sevincimden göz yaşlarımı tutamamış, yanımdaki arkadaşlarıma çaktırmamak için epey mücadele vermiştim. Şimdi bile gözlerim doldu. Hey gidi günler hey…

Kurtuluş dizisini daha sonralarıda çok kez izledim. Her izleyişimde aynı duygu ve hissiyata büründüm. Bazı sahneler hiç aklımdan çıkmaz.

Mesela, Halide Edip dizinin bir sahnesinde şöyle der:

“Böyle bir mücadelede yoksulluk, zenginlikten çok daha heybetli görünüyor.”

Bu söz beni o kadar etkilemişti ki yakın zamanda bu söz üzerine bir yazı kaleme aldım.

Yine bir sahne vardır ki, unutmam mümkün değil. Düşmanın ilerleyişi Polatlı önlerinde durdurulmuş, düşmanı geri püskürtmek için millet elinde avcunda ne varsa ordusunu donatmak için vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, dikkat çekmemesi için bir spor müsabakası düzenleyerek ordu komutanları ile bir araya gelmiş, büyük taarruzun planını açıklamıştır. Plan oldukça risklidir. Ancak başarılı olunursa düşmanı tek bir hamlede bozguna uğratmakta mümkündür. Komutanlar tereddütlerini iletir.

Atatürk:

”Kimse korkmasın. Tarihe ve millete karşı bütün sorumluluk bana aittir.” der.

Atatürk bu cümleyi kurarken bir anda kendimi 851 yıl öncesinde Malazgirt ovasında buldum. Sultan Alparslan’ın sayıca kendilerinden kat be kat büyük olan düşman ordusunu karşısındaki duruşunu gördüm. Aslında değişen bir şey yoktu. Tarih yine tekerrür ediyordu sadece. Alparslan’ın hilal taktiği o gün nasıl muzaffer olduysa, Atatürk’ün kurt kapanı planıda, Yunanlıların en güvendiği yerden cepheyi yarmış ve düşmanı bozguna uğratmıştı. Bir İngiliz subayı Yunanların en çok güvendiği bu (Afyon) hattı gördüğünde Türkler burayı 4-5 ayda geçebilirse 1 günde geçtik diyebilirler diye bahsetmişti raporunda. İşte o hat 26 Ağustos şafak vaktinde başlayan taarruzdan sadece bir kaç saat sonra düşmüştü. Batılıların unuttukları bir şey vardı, onlar her daim sayıca üstündü ancak onlar işgalci biz ise vatanımızı savunuyorduk.

Bu coğrafyayı bize vatan eden atalarımı şükran ve minnet ile anıyorum. Ruhları şad olsun. Onların bu fedakarlıklarına yaraşır bir nesil olmayı Allah’tan niyaz ediyorum. 26 Ağustos 1071’de Malazgirt ‘te başlayıp 26 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da taçlanan zaferimiz bilimden, teknoloji ve sanata her alanda başarılara ulaşmasını dileyerek yazıma burada son veriyorum.

Saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir